1 Ağustos 2009 Cumartesi

Amasra-Safranbolu-İnebolu

Amasra-Safranbolu-İnebolu



Bolu'dan sonra sıra bu sefer de Amsra'daydı. Ha.. bu arada Amsra'ya gitmeden önce, yol üzerinde Abant'a da uğradık. Kafa dinlemek ve doğayla içiçe olmak için ideal: At gezintisi, Göl etrafında yürüyüş vs. Buranın (dışarıdan bakılırsa) gayet güzel otelelr barındırmasının dışında Abant'ın içinde kamp yapmak gibi bir şansınız da var; Hey, size sesleniyorum macera tutkunları. Belki böylesi sakin bir yerde bile biraz daha doğayla kaynaşıp kendinize atraksiyon yaratabilirsiniz, hiç belli olmaz! :)...
Neyse asıl mevzumuz olan ve iki günümüzü geçirdiğimiz Amasra'ya dönecek olursak... Buraya gelmeyi düşünenler, size sesleniyorum; Sakın dört dörtlük bir otel beklemeyin burada. Tur organizatörümüzün dediğine göre yerleşkenin en iyi otelinde konaklamışız ama ona rağmen, laf aramızda, hiç memnun kalmadık. Neyse, Amasra'ya geldiniz, peki hoş beş... Ama karnınız da acıktı pek tabii. E o zaman doğru balıkçı'ya... Zaten hepi topu üç beş tane bilindik balıkçı var, ziyaret edebilirsiniz buraları. Balıkla aranız iyi değilse de doğru Karadeniz Pideci'sine... Ağızlara layık pide çeşitleri bulunmakta...
Eveet... yeme faslını da böylece geçtik mi gelelim çarşı-pazarına... Gayet güzel, göz dolduran ara sokakta bir çarşısı bulunmakta bu Karadeniz tatil beldesinin... Hoştur, güzeldir, çeşitlidir... Ha şunu da belirteyim buranın karakteristik hediyelik eşyası: 1-Şimşir kaşık, 2-Tahtadan yapılan bilimum araç gereç...
Bir de zaten başka bir şey almaya niyetliyseniz diğerim neredeyse bütün hediyelik eşyaları, Ürgüp, Safranbolu ve diğer bilimum turizm belde ve şehirlerinde de buşabilirsiniz; Heves yapıp cumburlomp atlamanıza hiç mi hiç gerek yoltur, duyurulur!
Velhasıl kelam... Bartın'a bağlı bu küçük yerleşkede de iki gün kaldıktan sonra haydaa ver elini SAFRANBOLU...
Safranbolu zaten Batı Karadeniz gezisine gelmek için ana sebeplerimden biriydi. Bir diğeri ise Amasray'dı.
Safranbolu, malum kendi adını taşıyan evlerinin kendine özgü mimarisi ile meşhur. Gerçekten bu evlerin yapıldığı zamana akacak olursak bu yöre halkının oldukça zeki ve mucit olduğunu görebiliriz. Kapının çarpmaması için icat ettikleri ilginç tutturgaçtan tutun, odadaki gaz lambalarının yansımasını sağlayan tavana asılı metal küreye kadar daha birçok değişik ve günümüzün endüstri mühendislerine "vay be!" dedirtecek icatlara rastlıyorsunuz burada.
Safranbolu evleri ile ilgili bir başka ilginç bilgi ise şu; malum bu evler ahşaptan, dolayısıyla yangın çıkması durumunda ev göz açıp kapayıncaya kadar kül olabilir. Böyle bir durum olması durumunda evlerin giriş katında havuzlu salon bulunuyor ve asıl ilginç olanı yangın halinde ev sahibinin, evindeki salonun suyu ile yan evde baş gösteren yangını söndürmeye çalışması... İlginç bir düşünce!

Bir de evlerinin çatılarının bir köşesine geyik boynuzu asıyor bu amcalar. Bu da neyin göstergesi: Evsahibi bu boynuzun eve uğur getirceğine inanıyor ve aynı zamanda bu asılı boynuzu ev sahibinin avcı olduğunu anons ediyor bizlere...

Safranbolu hakkında aklımda kalan son bir ilginç nokta ise "Sipahioğlu Konağı" na giden yolda karşımıza çıkıyor. Bu köyde yaşayanların aklına ise daha farklı bir fikir gelmiş ve demişler ki biz köyümüzün mezarlığını köyümüzün girişine yapalım ki buraya gelenler buradan geçenler sırf dünyaya değil ahirete de kafa yorsunlar... (Yine) "İlginçç!"

İşte Safranbolu'dan birkaç hatırlatmamızı da kaleme aldıktan sonra gelelim İNEBOLU'ya... İnebolu'ya geç bir saatte vardık; burada bir gece kaldık, aynen turumuzun sonuna kadar olacağı gibi. İki günlük konaklamalar sona ermişti. Buranın, denizi yüzülmeye uygun olduğu için tatil beldesi olarak biliniyor; ancak buranın en önemli özelliği Atatürk'ün 1925 yılında "Şapka Kanunu" nu halka ilan ettiği yer olması. Bunun sunumunu olanca detayı ve süslemeleriyle, dönemin Türk Ocağı'nda (Atatürk'ün Şapka Kanunu ile ilgili konuşmayı yaptığı yer) Nurhayat Hanım yaptı (Şiirler ve Atatürk'ün en sevdiği türkülerden biri olan "Bülbülüm" türküsü ile).

Eveet, İnebolu'yu da gördük; şimdi sıra Sinop'ta...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Bir tutam Batı Karadeniz


Bolu


(Yedigöller / Gölcük)

A
slında Karadeniz'i yeniden "keşfetme" sevdamız geçen yaz başladı... Annem ve ben geçen yıl Haziran ayında Samsun'dan başladık bu güzel 15 günlük karadeniz gezisine... Hani güzel olan her şey nasıl yavaşça, tadını çıkara çıkara sindirilmeyi bekler ya.. işte biz de Karadeniz'in güzelliğine, tadına layığını verebilmek için BATI Karadeniz'i tekrar keşfetme şansını bir diğer yaza, yani bu yaza, 2009'a saklamaya karar verdik. Ve işte! Annem ve ben yine Karadeniz'deyiz (ama bu sefer BATI yakasında) ve yine tadını doyasıya çıkarmaya çalışıyoruz...

Turumuza Bolu'dan başladık. Güzelliği bir yana lezzetli de yemekler yapan aşçıları mevcut bir otele yerleştik, iki gün burada kalmak üzere... Unutmadan şunu da söyleyeyim; Doğu Karadeniz'in aksine Batı Karadeniz'de öyle 4 yıldızlı, 5 yıldızlı oteller yok. Bulup bulabileceğiniz 2 ya da 3 yıldızlı oteller... Ve buna rağmen kaldığımız otel özellikle de temizliği ve yemekleri bakımından gidilesi, kalınası bir yerdi.
Ertesi gün ver elini Yedigöller, Gölcük...
Hani göl denince, krat
er gölü dışında, insanın aklına alçakta bir yer gelir; ya da en azından ben öyle düşünmüştüm... Ama ne alçağı azizim, çıktığımız yer Bolu'dan bir hayli yüksekte, 1600 küsur m. rakıma sahip bir yükseklikteymiş meğer... Biz artık gideceğimiz yere çoktan varmış olmamız gerektiği fikrine kapılırken, şoförümüz daha yolun yarısına geldiğimiz gerçeğini yüzümüze zalimce vurmasın mı!
Diğer taraftan yolun oldukça dar olması ve bir tarafında uçurum bulunmasının yanı sıra, yol görüşümüzü ara ara engelleyen sis ve hiçbir telefon hattının çekmemesi, her ne kadar bir gerilim hikayesinin başlangıç tasvirlerini andırsa da sağ salim Yedigöller'e vardık...
Ve adeta cennetin kapıları bize açıldı... Bu son cümlem belki kulağa abartılı gibi gelecektir ama ahşap köprüden geçtiğim andan itibaren yeşile ve göle baktığım an hissettiğim kesinlikle buydu:
"...Burası cennet olmalı..."

Doğa yürüyüşümüzü safi oksijen, gürül gürül akan şelaleler, yeşil ve göller eşliğinde tamamladıktan ve ardından bir güzel pikniğimizi de yaptıktan sonraki durağımız bu sefer Gölcük oldu. Temiz havanın keyfini doya doya çıkarma bahanesiyle
gölCÜK'ü tavaf ettikten sonra doğruca otelimize geri dönüş...

İşte Batı Karadeniz'deki ilk durağımız Bolu'daki güzellikleri bırakarak, leziz "Bolu Çikolata"larımız da beraberimizde, bir sonraki durağımız olan Amasra'ya yollandık...